Nerede Bu Uzaylılar?
Biz onları bulmak istiyoruz, ancak onlar bizi istemiyor olabilir.

Hepimiz biliyoruz ki ‘uzaylı’ kelimesiyle anlatmak istediğimiz, Dünya denen gezegende yaşayan tüm canlı varlıklar dışında türlü biyolojik formlarda olması mümkün “Dünya dışı yaşam”.

Pek çoğumuz hayaller kurup düşündüğümüzde, uçsuz bucaksız bu evrende yalnız olamayacağımız kanısında; içiniz rahat etsin, teorik olarak da var olabilecek medeniyet sayısını tahmin etmek için kullanılabilen Drake Denklemi de bunu söylüyor

Buradaki her bir değerin karşılıkları aşağıdaki gibidir:

R* = Akıllı yaşamın gelişmesi için uygun yıldızların oluşma oranı.

fp = Gezegen sistemlerine sahip yıldızların fraksiyonu.

ne = Yaşam için elverişli bir doğaya sahip, güneş sistemi başına gezegenlerin sayısı.

fl = Yaşamın gerçekten var olabileceği uygun gezegenlerin fraksiyonu.

fi = Akıllı yaşamın ortaya çıktığı üzerinde yaşam bulunan gezegenlerin fraksiyonu.

fc = Varlıklarına dair, uzaya algılanabilir işaretler gönderebilecek bir teknoloji geliştiren uygarlıkların fraksiyonu.

L = Bu uygarlıkların, algılanabilir sinyaller yayma süresi.

Elbette ki bu değerlere karşılık gelecek verilerin araştırılabileceği teknolojik alt yapıya ihtiyacımız var. Drake Denklemi, böyle bir araştırmada yer alan faktörlerin aydınlatılmasının yanında, evren hakkındaki entelektüel merakımızı harekete geçiren, yaşamın kozmik gelişimin doğal bir ürünü olduğunu bilip, bu evrenin nasıl bir parçası olduğumuzu anlamamızda yardımcı olan basit ve etkili bir denklemdir. SETI Enstitüsü’nün (The Search for Extraterrestrial Intelligence) temel hedefi, bu büyüleyici denklemin faktörlerinden herhangi biriyle ilgili ek bilgi verecek daha kaliteli araştırma yapmaktır. 

Peki bunca medeniyet varsa, neredeler? Onlarca yıldır uzaydan radyo sinyalleri alabilme teknolojisine sahibiz, ancak nadiren olası bir mesaj olduğunu söyleyebileceğimiz herhangi bir sinyal aldık. Bunlar da daha sonra, pulsarların keşfedildiği durumdaki gibi genellikle çürütüldü. Bazı sinyaller umut verici olmalarına rağmen, Dünya dışı yaşamın keşfi gelecekteki bir olay olmayı halen sürdürüyor.

Fermi Paradoksu 

Enrico Fermi (1901-1954), yeterli bir roket teknolojisine sahip herhangi bir uygarlığın ve emperyal teşvikin en fakir bir miktarının bile tüm galaksiyi hızla kolonize edebileceğini düşünmüştü. On milyon yıl içerisinde her yıldız sistemi, imparatorluğun kanatları altına alınabilirdi. On milyon yıl kulağa uzun bir süre gelebilir, ancak galaksimizin yaşına kıyasla oldukça kısa. Bu yüzden Samanyolu'nun sömürgeleştirilmesi hızlı olmalıydı  (Samanyolu yaklaşık olarak 13.2 milyar yaşındadır; galaksimizde bulunan en eski yıldız olduğu varsayılan HE 1523-0901 isimli yıldızın yaşının belirlediği minimum limit ile bu değer verilmiştir).

Dolayısıyla Fermi'nin esas düşündüğü, uzaylıların galaksiyi varlıklarıyla şenlendirmeleri için yeterli zamana sahip olmalarıydı. Ancak etrafa baktığında, varlıklarına dair yeller esiyordu; Fermi kendi kendisine sordu: ”Peki herkes nerede?”

Enrico Fermi’nin öne sürdüğü bu uyuşmazlığa "Fermi Paradoksu" denir. “Var olması gereken bu Dünya dışı yaşam nerede? Var olmaları durumunda neden şimdiye kadar tüm galaksiyi kolonize etmediler?“

İlk başta biraz garip geliyor, tamam. Görünüşe göre hiçbir şey gezegenimizde ya da galaksimizin bizim tespit edebildiğimiz kısımlarında gezinmiyor. Pek çok araştırmacı da bunu böyle basit bir gözlemden çıkarmanın çok radikal bir sonuç olduğu kanısında. Elbette ki Fermi Paradoksunun bir açıklaması var.

Dikkat edilen ilk şey, Fermi Paradoksunun oldukça güçlü bir argüman olması. Yabancı uzay aracının hızı için ışık hızının %1'inde mi, yoksa ışık hızının %10'unda mı hareket edebileceğini söyleyebilirsiniz. Önemli değil. Yeni bir yıldız kolonisinin kendi kolonilerini oluşturmasının ne kadar zaman alacağı konusunda da tartışabilirsiniz. Hâlâ önemli değil. Kolonizasyonun ne kadar hızlı gerçekleşebileceği hakkında herhangi bir makul varsayım, hâlâ galaksinin yaşından daha kısa zaman ölçeğiyle sonuçlanacaktır. Bu tıpkı, 16. yüzyıl İspanyol gemilerinin iki mi yoksa yirmi deniz miliyle mi gidebileceklerine dair ateşli bir tartışmaya girmek gibi bir şey. Sonuç olarak, her iki şekilde de Amerika'yı hızlıca kolonize ettiler.

Brian Cox’a göre uzayda medeniyetler arası iletişim kurma yeteneğine sahip bir uygarlık, uzun bir ömür beklentisinde olamayabilir - çünkü böyle bir uygarlık aynı zamanda kendi kendini yok etme yeteneğine de sahip olacaktır. Aynı zamanda bilim ve teknolojideki gelişmelerin, zamanla kendilerini kontrol altında tutabilecek kurumların gelişimini hızla aşacağını ve siyasi açıdan medeniyetlerin kendi kendini yok etmesine yol açacağını açıkladı.

Cox ile hem fikir olan Stephen Hawking, "Narin gezegenimizden ayrılmadan, bir bin yıl daha hayatta kalacağımızı düşünmüyorum” diyor. Bu fikir, en bilinen cevaplardan biri, ancak insanlık olarak henüz bunun üstüne düşünmekten pek hoşlanmıyoruz.

Aynı zamanda Hawking 2010 yılından bu yana, ileri bir Dünya dışı uygarlığın, insanların karıncaları silip süpürebileceği gibi, insan ırkını ortadan kaldırmak için hiçbir problem yaşamayacağı yönündeki korkuları hakkında kamuoyuna seslenmekte.

Elbette diğer olası çözümler de var. Uygar yaşam, bizim düşündüğümüzden çok daha nadir olabilir ya da evrenin bulunduğumuz kısmında nadirdir. Belki de bizimle iletişime geçebilecek teknolojide ya da biyolojik formda değillerdir. En olmadı, H.P. Lovecraft’ın The Space Out Colour isimli hikayesinde olduğu gibi, kozmostaki öteki yaşamlar “öyle uzaylıdırlar” ki gördüğümüzde fark edemeyebiliriz bile.

Öte yandan, yalnız olduğumuz düşüncesinden, bazı hiper medeniyetlerin başkalarının belirli bir teknoloji düzeyine ulaşmasını engellemesi fikrine kadar birçok düşünce elbette ki bolca mevcut.

Ayrıca bizden daha üst düzey medeniyete sahip uzaylıların hiç de ilgisini çekmiyor olabiliriz. En basiti, insanlık sadece ona en yakın objeye (Ay’a) inerek ilk defa Dünya’dan ayrılabildi ve Ford Model T otomobil yapılalı daha 108 yıl oldu. Kozmik olarak konuşmak gerekirse, uygarlığımız henüz bebeklik evresinde. Uzaylıları bu kadar bulmak istediğimiz kadar, onlar da bizi beğenmeyip istemeyebilirler. Kim bilir, onlar için belki de denekleriz sadece… Gene de biliyorsunuz ki Dünya dışı akıllı bir yaşam tarafından bulunur umuduyla onlara “Voyager Altın Plağını” gönderdik.

Neil deGrasse Tyson'a göre ise, gezegenimiz aptal insanları izlemek isteyen uzaylılar tarafından yaratılan bir hayvanat bahçesi bile olabilir.

Peki uygarlık kendisini yok etmeye mi mahkum? Yoksa Fermi Paradoksu tamamen başka bir şeyi mi işaret ediyor? Belki de evrenin ne kadar ömrü kaldığına dair anlayışımız da yanlış ve bizler sadece kozmik yalnızlığa mahkum edildik. Her neyse, bir sürü senaryo üretilebilir, biz Hawking’in bize verdiği nasihate kulak verelim: “Yukarıya, yıldızlara bakın; aşağıya, ayaklarınıza değil.”

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunlarıda görmek isteyebilirsin!

Facebook Yorumları