Baştan Adem insan ismi değildir, bizzat Adem tanımlamasının sözcük anlamı insan/insanlık demektir.

Adem'in varoluşu.

 

Baştan Adem insan ismi değildir, bizzat Adem tanımlamasının sözcük anlamı insan/insanlık demektir.

Bu tanımalama günümüz türkçesinde kullandığımız Adam tanımlamasıyla aynı kökten gelmektedir.

Fransızcada ise ilk insan veya insanlık anlamına gelen Adem sözcüğünün yazılışı Türkçe "Adam" tanımlaması gibi yazılmaktadır.

Türkçede kullandığımız "Adam" sözcüğü bir insana, bir topluluğa veya bir ulusa vurgu değildir. Adam tanımlaması, oluşumunu tamamlamış, düşünen, aklını çalıştırabilen ,varlığını sorgulayabilen mükemmel varlık anlamında diyebiliriz.

Kuran bakara 30'a göre Allah yeryüzünde kendine bir temsilci yaratacağını sörlüyor.

Melekler şaşkınlıkla orada bozgunculuk ve kan dökecek birinimi yaratacaksın, biz senin varlığını zaten onaylıyoruz diye buna karşı çıkıyorlar. Meleklerin Allah ile senli beli konuşarak insanların yeryüzünde yapacakları eylemleri bilmeleri ve pazarlık etmeleri ilginç..

Kuran'a göre Allah Adem'i eşiyle birlikte cennette kalmalarını diledikleri kadar orda yemelerini fakat belirttiği bir ağaca yaklaşmamalarını söylüyor.

Bakara 36,37 ayetlerinden edindiklerimize göre cennette Adem'e şeytan vesvese veriyor ve Allah'ın yasak ettiği ağacın meyvesini yedikten sonra yeryüzüne gönderiliyor.

Allah Adem'i affediyor fakat Araf suresi.13,14,15,16, 17, 18'de şeytan'la karşılıklı konuşmasında, şeytan insanları kandırmak için izin istiyor, Allah izin veriyor. şeytan'ın kandırdıklarını cehenneme gondereceğini söylüyor !!!

Araf suresinden anladığımıza göre Adem cennette yasak meyveyi bir müddet yemiyor.

Sonra insanları kandırması için Allah'ın iznini alan şeytan devreye giriyor ve Adem'i kandırıyor. şeytana izin veren Allah Adem'in hatasını cennette affetmiyor ve insanların birbirine düşman olmalarını sağlamak için yeryüzüne indiriyor.

Neden dost olarak değilde düşman olarak !!! 

Bu ayette şeytan'la insanları kandırması için pazarlık yapan, ona izin veren Allah'ın Adem'in yakarışından dolayı dünya da affetmiş olsa da Adem cennetten kovuluyor ve Allah'ın emriyle çocukları birbirlerine düşman oluyor.

Sorulması gereken soru;

Adem cennettemi yaratıldı yoksa yeryüzündemi?

Homo sapiens olan Adem'in cennette yaratıldığını varsayarsak ilk insan Adem'in milyarlarca yıllık evrim sürecinde oluşan değişik insan ırklarının atası olmadığını söylemiş oluruz. Kaldiki değişik insan ırkı olan, bizim gibi Homo Eraktüslerden evrilen Neandertaller bizim ırkımızdan, yani Adem'den önce yeryüzünde varolmuşlardı.

İlk insan olduğu kabul edilen Adem Kuran'a göre yaratılıyor ve ondan da eşi yaratıldıktan sonra Cennete konuluyor, sonra işlemiş olduğu hatadan dolayı dünya ya gönderiliyor fakat homo eractüsler yeryüzünün değişik bölgelerinde homo sapiensler olarak evrilmiş olmalarından dolayı Adem'e ilk insan da diyemiyoruz.

Homo Sapiensler olarak isimlendirilen bizim gibi insan ırkınını varoluş tarihi 200 bin yıl öncesine dayanmışken semavi kitaplarda adı geçen peygamberler sinsilesinden yola çıkarak ilk insan olduğununa inanılan Adem'e ulaşanlar en son m.ö. 4 bin yıl geriye gidebilmektedirler.

Oysa bizim gibi düşünen, yargılayıp sorgulayan, aklını çalıştırabilen insan ırkının oluşumu 200 bin yıl öncesine gidiyordu. 

Kuran'da Adem ile ilgili kesin bir tarih verilmezken eski Ahit Tevrat'tan ve yeni Ahit İncil verilerinden yola çıkan Hiristiyan din bilimcileri dünyanın yaşınında ancak 15 bin yıl olduğunu iddia etmişlerdi.

Oysa evrenin oluşmasını sağlayan büyük patlama 14 milyar yıl önce, evrenin başlangıcından sonra devam eden oluşum sürecinde yaşadığımız yer küre 4.5 milyar yıl önce biçimlenmeye başlamıştı.

Dünyanın 4.5 milyar yıllık varlığında ilkel yaşam ise tahminen 3.5-3.8 milyar yıl önce oluşmaya başlamıştı.

Tevrat'ta ise dünyanın 6 günde yaratıldığı yazmakta !!!

Kuran Hud suresine göre yer ve gök 6 günde yaratılıyor. Fusilet 9,12'ye göre ise ilk baştan yaşadığımız yeryüzü 4 günde yaratılıyor, sonra Allah sis halinde olan göğe yöneliyor ve 2 günde evreni yaratıyor !!!

Kuran'da sayısı bilinmeyen binlerce peygamberin gelip geçtiğinden söz edilmesinden dolayı, adı geçen peygamberleri sürerek Ademe ulaşarak bir tarih çıkarmakta mümkün değildir.

Ms 325 yılında pagan kral Konstantin tarafından yazdırılan yeni Ahit'ten yola çıkarak gerçek  bilgiye ulaşmak ise olanakansızdır.

Böyle bir derdi, ne de kaygısı olmayan Konstantin'in amacı yahudi geleneğinden gelen İsa öğretisi ve Tengri inancı öğretisi karşısında yok olmak üzere olan pagan inancını tekrar yaşatmaktı, bunda gerçekten başarılıda oldu.

Omurgası güneş kültü olguları olan bu inançtan yola çıkarak dünyanın ve Adem'in yaşı belirlenebilir, fakat bunlar asla bilimsel gerçek veriler olarak kabul edilemez.

Tarihte de olduğu gibi bilimsel bulguların sürekli karşısında olan Vatikan, bilimsel araştırmalar yapan insanları şeytanla işbirliği yapan sapkınlar oldukları gerekçesiyle haklarında verdiği fetvalarla bilim insanlarının bir kısmını idam etmiş, bir kısmınıda zindanlara atmıştı.

1564 yılında ölen ünlü İtalyan fizikci ve astronomi uzmanı Galile Galileo'da Vatikan'ın tutuklattırıp bir müddet hapise attığı kişidir. Vatikan Papa'sının yargıç olduğu, konsillerden oluşan savcılar huzurunda hatalı olduğunu söylemesinden sonra Galileo ancak özgürlüğüne kavuşabilmişti.

Sonuçta canını kurtarabilmek için dünyanın yuvarlak olmadığını ve kendinisin hatalı olduğunu söylemek zorunda kalan Galileo, kendisinin inançlı bir insan olduğunu ve bu bilgilerin inançlara zarar vermeyeceğini, aksine yararlı olduğunu söylemesine rağmen konsili ve Vatikan Papa'sını ikna edememişti.

Çünkü İncil 24:1'de dünya yüzeyinin dümdüz olduğu açıkca belirtiliyordu.

49:36'da ise ufkun dört köşe olduğu ve yine dünyanın düm düz olduğu yazıyordu.

4 asır sonra bilimin karşında darmandağın olan dogmalarından dolayı 1982'de Papa Jean Paul Hiristiyanlık adına Galileo'dan özür dilemek zorunda kalmıştı.

Şu saçmalığa bir bakın, katolik inancına göre yeryüzünde Allah'ın tek temsilcisi olduğuna, Allah'ın sadece onunla konuştuğuna ve asla hata yapmayacağına inanılan Papa, 400 yıl öncesi Papa'nın fetvasından dolayı özür diliyor !!!

Bunun anlamı; Tanrı 400 yıl önce bana yanıldığını söyledi, onun adına özür diliyorum demektir !!!

Galileo gibi bilim insanlarını önce sapkın ilan eden Vatikan yakında bu insanları aziz ilan ederse hiç şaşırmayın, çünkü Vatikan baştan sapkın olarak lanetlediği kişileri asırlar sonra aziz ilan etmiştir.

Vatikana göre Tanrı önce yanılıyor, İncil'deki söylemlerini eleştiren insanları sapkın ilan ediyor, diri diri yakılmalarını emrediyor. Daha sonra aracısı/elçisi olan Papalar ile yanıldığını söyleyerek özür dilenmesini emrediyor !!!

Jeanne Dark buna en güzel örnektir. Vatikan önce Jeanne Dark'ı odun üstünde diriri diri yakmıştı, günümüz Papası Benedikt ise onun azize olduğunu ilan etti !!!

Vatikan, şeytanla işbirliğine girdi diye yaktığı bir insanı daha sonra azize olduğunu ilan ediyor !!!

Hiristiyanlık inancı tarihinde sürekli emrettiği katliamlardan sonra pişman olan, sürekli hata yapan ve sonra özür dileyen bir Tanrı betimlenmesiyle karşı karşıya kalıyoruz !!!

İnsanlara şirin görünmek için takiye üstüne takiye yapan Vatikan aslında döktüğü kan içinde boğuluyor fakat insanlara şirin görünebilmek adına şeytani kurnazlıklardan da vazda geçmiyor.

Dünyanın yuvarlak ve güneş etrafında döndüğünü ve evrenin merkezi olmadığını çağının bilimsel verilerini kullanarak kanıtlayan Galileo'dan Vatikan'ın özür dilemesinin aslında hiç bir anlamı yoktur, samimide değildir.

Vatikan'a göre dünya evrenin merkezinde, düz ve sabittir ve bütün evren dünya'nın etrafında dönmektedir.

Vatikan İncilden edindiği bilgilerle bu iddialarını devam ettirmek zorundadır.

Vatikan'nın dogmalarını terketmesi demek İncili red etmek anlamına geldiği için bilimsel tespitleri inkar etmek zorundadır.

Bir daha bilimsel tespitler yapmayacağını ve yanılmış olduğunu söyleyen Galileo meydanda diri diri yakılmaktan kurtulmuştu. Galileo'dan özür dileyen Papa ikinci J.Paul, Jeanne Dark'ın Azize olduğunu ilan eden Papa Benedikt hernedense 1548 Nola doğumlu Köpernik'in yolundan giden Girardano Bruno'yu ağızlarına bile almıyorlar.

Aradan beş asır geçmesine rağmen Bruno'nun diri diri yakılmış olmasından Vatikan hala pişmanlık duymuyor !!!

Bruno, evrenin merkezinde sabit düz bir dünyanın olmayacağı gibi bilimsel verilerinin yanında, dünyanının yaratılmış olamayacağını, Meryemin bakire olmadığı gibi felsevi düşünceleri kiliseyi rahatsiz ediyordu.

Yıllarca süren yargılanma sürecinde kirli düşünceleriyle insanları kandıran devlet düşmanı hain damgası yiyen Bruno, yargılanmasını yapan Venedik konsiline "itiraf edin siz benden daha çok korkuyorsunuz" sözünden  çekinen konsil gerçektende çok korkmuş olmalı ki, kent alanında yakmaya götürdükleri Bruno'nun önceden dilini kestirmişti.

Galileo ve Bruno davası gibi Vatikan'a bağlı kiliselerin bir çok kirli olay ve katliamları vardır.

Fazla ayrıntılara girmeden Hiristiyanlığın en karanlık dönemlerinde kadınların yaban otlarından hazırladıkları iksirleri büyücülük ve vebanın sorumluları gerekçesiyle başlattıkları cadı avıyla yüzbinlerce kadın ve doğanın verdiği nimetlerden yararlanarak vebaya ve hastalıklara şifa arayan insanlar şeytanla işbirliği yapan sapkınlar oldukları gerekcesiyle meydanlarda kaynar kazanlar içinde haşlanmış, yada diri diri yakılmıştı.

Avrupayı kasıp kavuran veba salgınının nedeni sadece kadın ve kedilerdi vatikana göre !!!

Oysa bu insanlar açlıklarını gidermek ve veba salgınına derman arıyorlardı.

Veba salgınının önüne geçmek için çesitli bitkilerin enziminden derman arayan bir çok insan kilise tarafından şeytanla işbirliği yapan sapkınlar oldukları gerekçesiyle engizisyon mahkemelerinde işkenceye tabi turulmuşlardı.

Aynı Vatikan, Hiristiyan insancını red eden, milyonlarca  Afrikalı zenci ve Amerika yerlilerini öldürerek ruhlarını şeytanın elinden kurtardıklarını iddia etmişti.

Bu tür eylemlerini İncil'den çıkardıkları ayetlerin verilerine göre yapmış olmalarından dolayı bilimsel tespitleri red eden İncilin, Adem ile ilgili verilerine inanmamak ve güvenmemek gerekir.

Günümüz İncil'i Tanrı'ın sözleri değil, kral Konstantin'in sözleridir.

Son dönemde Türkiye'de Saidi Nursi takipçileri olan Harun Yahya(Adnan oktar) ve Fetullahçılar gibi sözde dindar kişiler, insanlığın ve evrenin nasıl oluştuğunu anlatmak için uydurulmuş Emevi, Abbasi hadislerinde fazla bilgiye ulaşamadıkları için sürekli yeni ve eski ahitlerden alıntılar yaparak zarlayı zorlayı, bilim kurku öyküleriyle yaratılışı anlatmaya başladılar.

Kaynağı yalan, temeli çürük olan bu anlatımlar, insanları doğruya değil karanlıklara sürüklüyor.

Ne gariptirki bazı İslami web siteleri Adem konusunu işlerken kaynak göstermeden İncil'de ve Tevrat'ta geçen öyküleri bire bir anlatmaktadırlar.

Kuran'da Adem'in eşi Havva'nın nasıl yaratıldığına dair hiç bir vurgu bile yazmazken, İslami bilgiler verdiklerini söyleyen bu insanlar, Havva'nın Adem'in sol kaburgasından yaratıldığını iddia etmektedirler.

Bu insanlar İslam adı altında insanları bilim kurgu öyküleriyle oyalayarak, gerçekleri görmelerini engellemektedirler.

Kuran'da Ademin eşi olduğuna dair Havva'nın adı bile geçmez.

İnananlar şunu iyi bilmelerilerki, Adem ilk insan değildir.

Adem bir kişi ismide değildir.

Hacı Bektaş veli'nin " ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" sözünü M. Kemal Atatürk "Hakiki mürşid ilimdir" diyerek onaylamıştır.

İmam Ali "ilim Çin'deyse bile gidin alın" demişti.

Dini verilerde Adem ile ilgili sunulan bilgilerin kaynakları çok zayıftır, inanılması güçtür, bilimsel bir dayanakları yoktur.

Bu nedenle Ademe ilk insan diyemeyiz

"Adem" sözcüğünün kök anlamlarından bir insan isminin olmadığı görülmektedir.

Kuran'da Allah "siz" diye çoğula vurgu yaparak varlığın topraktan veya minarellerden yaratıldığını söylüyor.

Havva ile ilgili yaratılış konusunda Kuran'da hiç bir bilgi geçmemesinden dolayı yaratılışı ilgili dinsel hadis söylemlerinin bilimsel ve Kuran'sal olmadığını da söyleyebiliriz.

Kuran Al-i imran 34, Meryem 58 surelerinde peygamberler sürecinin Ademle başladığı Nuh'la devam ettiği kesin bir dille belirtilmektedir.

Ademle ilgili bilgiler Tevratın tevsiri diyebileceğimiz "Midrash"ta verilmektedir.

Midrash'ta Adem tanımlaması şöyledir;

"Edam" ED = dünyanın merkezi, DAM = Kan, ruhun tahtı.

Mö 600'lü yıllarında yazılması biten Musevilik inancının kitabı Tevrat peygamberi Musa efsanevi bir kişiliktir.

Günümüze kadar arkeolojik araştırmalarda, eski Mısır tarihinde Musa ve sürgün ile ilgili tarihi hiç bir veriye ulaşılmamıştır.

Égyptologie/eski Mısır tarihinde uzaman olan Christiane Desroches Noblecourt'e göre Musa/Moïse ismi (Mes= çocuk, Mesy= dünya ya getirmek)  olarak aynı ThotMES, RaMES gibi mısırlılarda tanrısallık söylemleri olan sözcüklerden türetilmişti. 

M.ö.1350 yılında kilden yapılmıs yazıta yazılan Mısır krallığının Kenan/Filistin garnizon komutanı Amarna, mektubunda ülke sorunlarını anlatmış ama sürgün ve İbraniler ile ilgili hiç bir konuya değinmemişti.

Tevrat verilerine göre 600.000 bin ailenin Filistine yerleştiklerini Amarna'nın görememesi olanaksız.

Ramses zamanında Mısıra ilk gelen İbrani olan Yakub'un 12 oğlu, bir kızı ve 54 torunu vardı. Tevrat, Sürgün 12.40, 12.4 göre İbraniler Mısırda 430 yıl kalmışlardı.

Zamanında bir insanın yaşam süresini ortalama 30 yıl olduğunu göz önüne alırsak 15 nesil sonra sürgün olmuştu. 54 aileden 600.000 aileye 15 nesil sonra nasıl ulaşmış oluyorlar !!!

Bu bir mucize değilse sallama oluyor tabiki.

Aile başına 4 çocuk eklenince 3.600.000 gibi astronomik İbrani sayısı çıkıyor ortaya. 

Oysa  o zamanda eski Mısır'ın tamamında yaşayan insanların sayısı ancak 2.800.000'di.

600.000 aile sayısı ise inkarda edilemiyor, çünkü Tevrat, çölde sayım bölümü 1:16'da 600.000 sayısı verilmiş.

Ne tuhafki Firavun ordusunun boğulduğu iddia edilen yerde 25 yıldır yapılan aramalarda ne bir kılıça, ne at arabalarına nede 3.600.000 kişinin göç ettiklerine dair hiç bir ize rastlanılmıyor.

(L'épigraphiste) Eski uygarlık yazıtlarında uzman olan Andre Lemaire şunları söylüyor; "genellikle Mısır sürgününü İsrailliler atalarının büyük göçü olarak anlatırlar. Yahudiler için en önemli tapınaklardan olan Silo/Kenan çevresinde yapılan kazılardan çıkan sonuca göre M.ö.1200 yıllarında burada sadece 3.800 kişi yaşamıştı."

Silo'da yaşayanların yahudi olduklarıda belli değil.

M.ö.2350 yıllarında yaşamış Akad kralı Sargon'un ölümünden 300 yıl sonra anlatılan efsanevi yaşam öyküsü  Musa'ya uyarlanarak bire bir Tevrat'ta anlatılmasıda eklenince bize Musa'nın ve Sürgünün mitolojik hayal ürünü olduğunu gösteriyordu.  

Tevratta, İncil'de ve Kuran'da anlatılan yerler ve uygarlıklar zamanında anlatılan olaylardan yola çıkan bilim insanları Musa Peygamberin Mö 1300 yıllarında doğmuş, M.ö. 1200 yıllardında vefat etmiş olabileceği bilgisine ulaşmışlardı.

İlk İsrail oğulları krallığını kuran Davud peygamber ise ,M.ö. 1000 - M.ö. 962 arasında yaşamıştı.

Oysa "Adem" ismi Museviliktende önce M.ö. 2000'li yıllarında, Lübnan, Suriye bölgesinde oluşmuş "Ugarit" uygarlığının kapsadığı akdeniz sahilinde o dönemden kalma yazıtlarda tanımlama olaraktan geçmekteydi. Sümer çivi yazısıyla yazılmış yazıtlarda insanlık anlamına gelen "Adam" tanımlaması Museviliğe buradan, Ugaritlerden geçtiği görülmektedir.

Mö 2350 yılında Sümer kentlerini ele geçiren Akadlar da Sümer çivi yazısını kullanmaya devam etmişlerdi, fakat bu tarihten sonra bölgede Akad dili konuşulmaya başlanmıştı. Sümerce yavaş yavaş terkedilsede mezopotamya da ilk uygarlığı kuranlar olarak yazıyı, sanatı, edebiyatı, inancı getirenler olmalarından dolayı Akadlar Sümerceden bir çok sözcüğü ve inanç olgularını almışlardı.

İbrani ve Arapların konuştukları sami dili ilk baştan Aramice olarak Akadların konuştukları Babil ve Asur lehçelerinden evrilerek oluşmuştu.

Akadlardan  Ugaritlere, Ugaritlerden de İbranilere girmiş olması "Adem/Adam" tanımlamasının İbrani gelenekten gelmediğini gösteriyordu.

Tarihte bilinen ilk yazım dili Sümercedir, Sümerler çivi yazısını kullanmadan önce Türkmenistan Karakum Anu'da inançlarını ve önemli olayları görsel olarak silindir damgalara kazımışlardı.

Sümer uygarlığının son bulmasından sonra Akadlar ve Elamlılar Sümer çivi yazısını kullanmaya devam etmişlerdi.

Ugaritler ve eski Persler gibi farklı dilleri konuşan resimsiz yazım kökenli özellikleri olan diğer uygarlıkların yazımları sümer çivi yazımı kökenlidir.

Görsel çizimlerle her nesneye bir simge yerine konuşulan dildeki seslere bir harf vererek yazılışın ve okunuşun çok daha kolay olmasından dolayı Sümer çivi yazısı Sümerlerden sonra binlerce yıl kullanılmaya devam edilmiş, logosuz yazımlarında kökeni olmuştu.

3.000 yıl Sümer uygarlığının etkisi altında kaldıktan sonra oluşmuş bu uygarlıkların Sümerceden ve Sümer inancından etkilenmemeleri de olanaksızdır.

Sümerlerden sonra oluşan Akad uygarlığının, inançsal insan Tanrı'larını oluşturan kişilerin geneli Gök Tengri inancının kağanları olan insanlar veya meleke olarak adlandırdığımız göksel varlıklardır.

Mö 2000 yıllarından kalma Sümer çivi yazısıyla yazılmış Ugarit yazıtlarında "Adem/Adam" tanımlaması "insanlık" anlamında Museviliğe geçmesi bu sözcüğü  tam anlamıyla Ugaritlere ait bir tanımlamada yapmaz, çünkü Adam/Adem tanımlaması Sümerlerde de vardı.

Adem/Adam tanımlaması Sümercede  "Atapa"/"Adam"  Türkçe Atam anlamında  eski ataya  vurgu olarak kullanılmıştı. 

Hun Türklerinin büyük kağanı Atilla'nın ismide Adem/Atapa kökenlidir ve aynı anlama gelir.



Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)


Bunlarıda görmek isteyebilirsin!

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları